anne-babama, eşime, çocuklarıma, torunlarıma, ecdada...

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Kısas-ı Enbiya’dan
  • | 40 Hadis |
  • Büyükbabam Abdülhakim Arvasi Üçışık
  • N.F.Kısakürek
  • Özel İnsanlar!
  • Dedemin Dostları
  • Türk Kadın Başlıkları
  • Babamdan Hatıralar
  • Sakarya Türküsü
  • Türk Halıları
  • Kıymetli Şiirler
  • Yahya Kemal
  • Hz.Mevlana'dan
  • Atasözleri
  • Halkadan Pırıltılar
  • Yüzüyle Yüzleşen İnsan
  • İster Fısıltıyı Dinle
  • Süleymaniye'de Bayram
  • İstanbul
  • Aile Yazıları
  • Seçtiğim Küpürler

Bu Blogda Ara

18 Mayıs 2017 Perşembe

Haşmet Babaoğlu'nun Beğendiğim Yazılarından...


Gönderen Ayşe Zahide (Üçışık) Arabacıoğlu zaman: 08:46 Hiç yorum yok:
Bunu E-postayla GönderBlogThis!X'te paylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Kaydol: Yorumlar (Atom)

bilgi;

bilgi;

Hakkımda

Fotoğrafım
Ayşe Zahide (Üçışık) Arabacıoğlu
Profilimin tamamını görüntüle

Popüler Yayınlar

  • Türk Mendil Kültürü
    Bu yazıyı  Sanat Dünyamız (Yapı Kredi Yayınları, 9 Ocak 1977) Dergisinde yayınlayan Sayın Nurhayat Berker’e teşekkürlerimle… Türk el sa...
  • "ÇOBAN" ADIYLA BAŞLAYAN KIYMETLİ BİTKİLER
    ÇOBAN PÜSKÜLÜ Çoban Püskülügiller familyasından bir bitki türü. Yurdumuzun bazı bölgelerinde bu bitkiye, yapraklarının parlak rengind...
  • Büyükbabam Abdülhakim Arvasi Üçışık
    Büyükbabam Medresetül Mütehassisin Tasavvuf Müderrisi Merhum Esseyyid Abdülhâkim Arvasi-Üçışık'ın, “Sefinetul Evliya” adlı bir ki...
  • NASİHATNÂME
    [ İsmail Hakkı Bursevi hazretleri, evladı Seyyid Ali Çelebi’ye hitaben yazdığı mektupta ifade buyurmuştur ki; ] “Allah hem darlaştırı...
  • Yaşlı Bakımında Dikkat Edilmesi Gerekenler
    Evde Yalnız Bırakılmamalı! ·           Yaşlılıkta hafızanın zayıflaması, unutkanlığın artmasına sebep olabilir. Bunun için yaşlıları...
  • Çanakkale Şehidinin son Mektubu
    Mektubu yazan:  İhtiyat Zabit “Yedek Subay” Namzedi Edhem, İstanbul Hukuk Fakültesi Son sınıfına devam ederken aynı zamanda Beyazıd Numun...

Sözler ve Manalar

Sözler ve Manalar
Zülm etmekten korkmayan, Allah’tan da korkmaz!

Eşinizi Nasıl Seçeceksiniz?

Eşinizi Nasıl Seçeceksiniz?
Mimar Ahmet Bey, artık evini yenileme zamanının geldiğini anlamıştı. Tabii kendisi de mesleği icabı işçilerin başından ayrılmıyordu. Bir gün, sökülen kapılardan birinin duvara irtibatlı bölümünde iki tahta arasında sıkışıp kalmış bir kertenkele ayağından duvara çivilenmişti. On yıl önce bu kapı değiştirilmişti, nasıl olmuştu da onca yıl, ayağından duvara çivili kertenkele yaşayabilmişti! Bir köşeye çekilip beklemeye başladı. Bir süre sonra, duvar boşluğunda hareketlenme oldu. Bir başka kertenkele, çivili olana yiyecek taşıyordu. Belki ikisi arkadaştı, belki eşti. Bilinen tek şey aralarındaki güçlü sevgi bağıydı. Kertenkele bıkmadan usanmadan büyük bir sadakatle arkadaşını ya da eşini hayatta tutmayı başarmıştı. Tabii bundan çıkarılacak dersler vardı. Evlenmek isteyen gençlere: eşini doğru seç, doğru eş her zaman uzun süre flört ettiğin kişi değildir. Fikirleriniz uyuşuyor mu hayat tarzlarınız birbirine benziyor mu buna bak. Konuşmaktan sıkılmayacağın senin fikirlerine saygı duyan, hayata küstüğünde seni kabuğundan çıkartıp eğlendiren gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın, dış görünüşlünden ziyade sen olduğun için seni sevecek birini eş olarak seçmelisin. DÜNYADA BÖYLE BİRİ VAR MI? Diye sorabilirsiniz. Var ama sayıları fazla değil. Önemli olan karşınıza çıktığında onu fark edebilme!

Yalnızlara ve kendilerini yalnız hissedenlere

Yalnızlara ve kendilerini yalnız hissedenlere
Yalnızların ya da kendilerini yalnız hissedenlerin biraz kanat çırparlarsa sığınabilecekleri bir adayı her zaman bulabileceklerini düşünüyorum. Ama sevgiye ve dostluğa gözlerini yumanlar, ıssız kalmaya mahkûmdur.

Sevdiğim atasözlerinden…

Mal ve mülk’e mağrur olma, deme var mı ben gibi. | Bir muhalif rüzgar eser, savurur harman gibi. | Dünya malı elde iken düşman bile dost olur. |Elde bir şey kalmayınca, dost bile düşman olur.

...

Bu şehr-i İstanbul’ki bi misli bahadır.

Bir sengine acem mülkü fedadır.

Zahiri batınına uymaz.

Zalim ile yapılan çabuk yıkılır.

Refik’in iyisi ile uzun yol yoktur.

Zaruret insana her şeyi yaptırır.

Nasıl yaşarsak öyle oluruz.

Ne ekersen onu biçersin.

Yatan aslandan gezen tilki iyidir.

Yularsız ata binilmez!

Hain olan korkak olur.

Zor; faidenin kardeşidir.

Şahin için tuzak kursam, bahtıma kuzgun düşer.

Şükür ve sena nimeti arttırır.

Şeyh Edibali’den Nasihat

Cahil ile dost olma; ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün.

Aç gözlüyle dost olma; ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün.

Görgüsüzle dost olma; yol bilmez, yordam bilmez, üzülürsün...

Çocuğunuzu sabırla dinleyin!

Çocuğunuzu sabırla dinleyin!
Anne babalar çocuklarının mutlu bir ailede yaşaması için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışırlar. Ama neyi, ne kadar yapmaları gerektiğini kestiremezler. Çocuğunuz ile bol bol kucaklaşın. Özellikle gece uyumadan önce, gün içerisinde yaşadıklarınızı paylaşın. Onunla oynayabileceğiniz oyun saatlerini ayırın. Size ne anlatmak istediğini anlamaya çalışın ve onu sabırla dinleyin.

“Yasin Süresini Okuyunuz” Çünkü onda 10 türlü bereket vardır.

1 - Aç kimse okursa doyar.

2- Çıplak bir kimse okursa giyinir.

3- Bekâr okursa, evlenir.

4- Korku içindeki okursa emniyete kavuşur.

5- Mahzun okursa ferâhlar.

6- Sefere çıkan bir kimse okursa, seferinde Allah’ın yardımına mazhar olur.

7- Bir şeyi kaybolan bir kimse okursa, kaybettiğini bulur.

8- Meyyite okunursa, azâbı hafifler.

9Susuz kalan okursa, susuzluğu gider.

10 Hasta okursa şifa bulur.

Eski Dostlar

Eski Dostlar
Dost sözlükte kalan bir kelime… İyiysen, mevkide isen, halin vaktin yerinde ise dost çok! Ama rüzgâr tersten esince, o senin kapını aşındıranlar nerede? Aramayıp, ismini kullananlar… (Burada hakiki kadim dostları tenzih ederim)

Hakiki Sevgi (Derviş Kaşıkları)

Bir gün sormuşlar dervişlerden birine “sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

“Bakın göstereyim” demiş, ermiş.

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar ve arkasından da “derviş kaşıkları” denilen bir metre boyunda kaşıklar gelmiş.

Ermiş “bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Şimdi de “sevgiyi hakiki bilenleri çağıralım sofraya” demiş ermiş.

Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya. Bu defa “buyurun” deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini de doyurmuş. Ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

“İşte” demiş ermiş “kim ki sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Kim kardeşini düşünür ve doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır, şüphesiz."

Şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil veren kazançtadır daima.

Çocukken duyduğum bir ninni…

Çocukken duyduğum bir ninni…
(Bu kış torunum Sude’ye söylemiştim, öğrenmiş, şimdi o söylüyor) .................... Ninni can Ahmedim ninni | Uyu Muhammedim (S.A.V) ninni | Nurdan kundağa sardılar | Yedi kat semaya yükselttiler. | Ninni can Ahmedim ninni | Uyu Muhammedim (S.A.V) ninni | Abdullah babası | Budur babaların Has’ı | Ninni can Ahmedim ninni Uyu Muhammedim (S.A.V) ninni | Abdülmüttalip dedesi Budur dedelerin has’ı | Ninni can Ahmedim ninni Uyu Muhammedim (S.A.V) ninni | Amine hatun annesi Budur annelerin has’ı | Ninni can Ahmedim ninni Uyu Muhammedim (S.A.V) ninni | Halime hatun tayası*(süt annesi) Budur tayaların has’ı | Ninni can Ahmedim ninni Uyu Muhammedim (S.A.V) ninni...

Hayırlı evlat nasıl olur?

Üç kadın çeşme başında oturmuş konuşuyordu. Az ötede bir ihtiyar onların çocuklarını methetmelerini dinliyordu. Kadınlardan biri benim oğlum öyle marifetlidir ki; ip üstünde yürür, hiçbir cambaz onunla boy ölçüşemez” dedi. Diğer kadın lafa girdi; “benim oğlumun sesini bir bilseniz tıpkı bülbül gibi şakır, yeryüzünde kimsenin onun gibi sesi yoktur.” Üçüncü kadın konuşmuyordu. Diğerleri suskunluğunun sebebini sordular: “niçin susuyorsun, senin oğlunun övgüye değer bir yanı yok mu?” Kadın cevap verdi. Çocuğumun öyle üstün bir tarafı yok, neden durup dururken onu methedeyim.

Üç kadın kovasını doldurdu yola koyuldu. İhtiyarda peşleri sıra yürümeye başladı. Çocukları, annelerini karşıladılar. Biri parendeler atıyordu, diğeri bülbül gibi şakıyordu, üçüncü çocuk koşarak geldi annesinin elinden kovayı aldı ve eve kadar taşıdı.

Kadınlar, ihtiyara dönüp sordular: “çocuklarımızın hakkında ne diyorsun? Hangisini daha çok beğendin?”

Üç çocuğun arasında biri var… Annesinin elinden kovayı alıp eve kadar taşıdı, işte onu çok beğendim. Kıssadan hisse, anasına babasına hayrı olmayan bir evlat zengin olmuş, sanatçı olmuş neye yarar?

Zenginlik

Rus soylularından iki zengin delikanlı bahse tutuşur. Biri yirmi yıl kapalı yerde yalnız kalabilirse, diğeri ona büyük para verecektir. Yirmi yıl tek başına kalmaya dayanamayıp çıkarsa bahsi kaybedecek ve o takdirde arkadaşı kazanacaktır.

Delikanlılardan biri tek penceresi olan bir yere kapatılır. Genç adam ilk birkaç gün sıkıldıysa da sonra bütün vaktini kitap okuyarak geçirir.

Yıllar birbirini kovalar. Bu arada öteki delikanlı, kumarbaz ve uçarı yaşantısı yüzünden zenginliğini kaybetmiş, bütün umudu, arkadaşının tek başına dayanamayıp kapalı olduğu yerden çıkması bahsini kaybetmesidir. Hatta zaman zaman kapıyı açık bıraktırır, arkadaşının kaçmasını ister ama nafile!

Nihayet son gün gelir, servetini kaybeden genç; o kapalı odaya girer, içeride kimsenin olmadığını görür. Pencerede açıktır. "Tamam demek kaçmış, parayı da alacak öyleyse, o ne masanın üzerinde"... Arkadaşının kaçmadan önce kendisine yazıp bıraktığı mektup!

"Tek başıma bu odada yirmi yılı doldurmama bir saat kala buradan ayrılarak, seni para ödemekten kurtarıyorum. Çünkü yirmi yıldır okuduğum kitaplarla öyle zenginleştim ki, bana vereceğin paranın gözümde hiç değer kalmadı. Sana teşekkür ederim"...

Bu hikâye düşünce zenginliğinin; maddi zenginliğin fevkinde olduğunu anlatıyor. Üstelik kafanızın içini zenginleştirirseniz, o serveti kaybetmek de mümkün değildir.

Nasreddin Hoca ve Nükteleri


Zengin tarih tecrübelerinden ve türlü hayat derslerinden doğan Türk Halk Felsefesinin; halk nükte ve fıkra edebiyatının belirli bir isim etrafında toplanması 13. Asırda Anadolu’da başlamıştır.

Ortak halk zekâsının tecrübe ve felsefe çizgileriyle, zengin bu güldürücü fıkralarını kendi şahsiyeti çevresinde toplayan ilk büyük isim Nasreddin Hoca’dır. Nasreddin Hoca, adı, zekâsı ve fıkralarıyla Dünyaca tanınmış bir halk filozofudur.

Hoca’nın, hayat, tabiat ve cemiyet içindeki insanî keskin görüşler ve zeki söyleyişlerle karikatürize eden nükteleri yalnız biri milleti değil, bütün insanlığı tatmin edecek değerde olduğundan bu Türk zekâsı başka milletler arasında da tanınmış ve sevilmiştir.

Türk halk zekâsı ise bu nüktelerde kendi mizah dehasını bularak, onları sevmiş, yaymış, bütünlemiş ver çoğaltmıştır.
Şarkın Hızır’ına benzeyen bir hayatla Nasreddin Hoca; Türklüğün, Türkiye topraklarındaki bütün asırlarında yaşamış ve hayatın bazen zalim, bazen şaşırtıcı her hadisesini önce zekâsıyla mağlup eden bir milletin tükenmez neşesi, kırılmaz iğnesi, yenilmez silahı olmuştur.

Kısaca Türk halkı ne zaman nerede bir nükte söylemişse, onların en uygunlarını Hoca’ya mal ederek, onu kendi nükteciliğinin ölümsüz temsilcisi bilmiştir. Nasreddin Hoca inanışta taassuba kaçanlara; ibadeti ve duayı şahsi menfaatlerine basamak yapanlara karşıdır. Böyleleriyle zarif sözlerle eğlenir.

Buna mukabil, gerçek ve faziletli İslam imanına derin bağlılık gösterir. Halka zulüm yapan beyler, hâkimler, karşılarında Nasreddin Hoca’yı bulurlar. Hoca halkın hakkını zekâ silahlarıyla korur. Zalimler, dalkavuklar, riyakarlar ve hak yiyenler; insanlara boş yere çektirilen azaplar, onun zekası ile, olduklarından daha fena, daha gülünç şekillere düşerler.

Yanlış izdivaçlar, bindikleri dalı kesen insanların hazin akıbetleri, şahsi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyenlerin türlü gülünçlükleri; insanların ilimlerine, faziletlerine değil de kılık ve kıyafetlerindeki süse kıymet verenlerin; geçici Dünya mevkileri uğrunda kendinden geçenlerin ezeli ve ebedi aldanışları, hasılı, insanlık komedyasının bütün çizgileri Nasreddin Hoca fıkralarıyla halk felsefesinde yer etmiş, halk neşesinde ebedileşmiştir.

(Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Fasikül 4)


Translate

Blog Arşivi

  • ▼  2017 (15)
    • ►  Ekim (4)
    • ►  Temmuz (1)
    • ▼  Mayıs (1)
      • Haşmet Babaoğlu'nun Beğendiğim Yazılarından...
    • ►  Nisan (8)
    • ►  Mart (1)
  • ►  2016 (4)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Mayıs (1)
    • ►  Şubat (1)
  • ►  2015 (13)
    • ►  Kasım (3)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Mart (7)
    • ►  Ocak (2)
  • ►  2014 (44)
    • ►  Aralık (3)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (3)
    • ►  Eylül (8)
    • ►  Ağustos (1)
    • ►  Temmuz (4)
    • ►  Haziran (8)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Nisan (6)
    • ►  Mart (3)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Sayfalar

  • Ana Sayfa
  • Büyükbabam Abdülhakim Arvasi Üçışık
  • Süleymaniye'de Bayram
  • Halkadan Pırıltılar
  • Atasözleri
  • Babamdan Hatıralar
  • Sakarya Türküsü
  • Yüzüyle Yüzleşen İnsan
  • Türk Kadın Başlıkları
  • Yahya Kemal
  • Hz.Mevlana'dan
  • İster Fısıltıyı Dinle
  • Türk Halıları
  • Dedemin Dostları
  • N.F.Kısakürek
  • Kıymetli Şiirler
  • İstanbul
  • Özel İnsanlar!
  • | 40 Hadis |
Harikalar Tic. teması. Blogger tarafından desteklenmektedir.